SAHİ ‘’EV’’ NEYDİ?

Kahramanımız Seher’in çocukluğu akrabalarının evinde geçer. O evden bu eve, o şehirden bu şehire geçerek tüm çocukluğunu ve gençliğini bu şekilde geçirir. Seher, nereye giderse gitsin ait olamama duygusunu en diplerde hep yaşar ve içinde besler. Ve bir gün arkadaşı Oğuz ile birlikte Portekiz’in Porto kentinden, İspanya’nın Santiago şehrine kutsal bir yürüyüşe çıkar.

Yolculuk esnasında kendi çocukluğuna, iç dünyasına dönerek tüm hayatıyla yüzleşmeye başlar. Çocukluğunda yaşadığı ‘’evsizlik’’ halini, sonrasında gittiği terapilerdeki seanslarını hatırlayarak yolculuğunu sürdürüyor. Yolda karşısına çıkan insanlarla yaşadıklarına bazen hüzünlenirken bazen de tuhaflıklarına gülmekle yetiniyoruz.

Elbette herkesin ev hayali farklı. Bir çatı, bir yuva, bir sevgili, bir dost, güvenli bir ortam. Önemli olan kendini bu hayali çerçevesinde huzurlu hissetmesi değil mi? Sevilmesi, sevmesi, ev sıcaklığını bir şekilde hissedebilmesi. İşte Seher de tam olarak bunun yoksunluğunu hissetmiş, hem de iliklerine kadar. Yazarın anlatımıyla da bu hüzün birleşince ortaya harika bir kitap çıkmış.

Son olarak; El Camino de Santiago, insanların, evinin önünden başlayarak İspanya’nın Galiçya özerk bölgesinde bulunan Santiago de Compostela kentine varmak için izlediği bir dizi yollardan oluşuyor. Bu yollar tarih boyu hac yolu olarak geçse de zamanla sadece dini amaçlı değil, spiritüel, turistik ya da spor amaçlı da yürünen yürütüş rotalarına dönüşmüş. Hacı olabilmeniz için en az 100 km yürümeniz yada 200 km pedallamanız ya da at sürmeniz gerekiyor.